Ana içeriğe atla

GÜNÜN MESELESİ: İSTİSMARCILARI HADIM ETMEK, İDAM ETMEK ÇÖZÜM MÜ?



GÜNÜN MESELESİ: İstismarcıları hadım etmek, idam etmek çözüm mü?




“Cezalar artırılsın, bu erkekler idam edilsin, hadım edilsin” gibi önerileri daha sık duymaya başladık. Peki bu öneriler gerçekten çözüm olabilir mi? Cevabımız: HAYIR... Çünkü:



Çocuklara ve kadınlara yönelik suçlar arttıkça, bu suçlara yönelik adaletsiz yargı kararları arttıkça öfkeleniyoruz. Biliyoruz ki bu ülkede kadınlar ve çocuklar için adaletsizlik diz boyu. Özellikle kadına yönelik suçlarda cezasızlık neredeyse bir kaide.
Üstelik şiddet ve adaletsizlik de yaygınlaşıyor. Kanıksanıyor.
Devletin kurumları, politikaları, yasaları ile işlenen suçların önüne geçmeye çalışacağına ilişkin güvenimiz yok.

Bu nedenle giderek daha fazla oranda “cezalar artırılsın, bu erkekler idam edilsin, hadım edilsin” gibi öneriler dile getirilmeye başlandı.
Peki bu öneriler gerçekten çözüm olabilir mi?
Cevabımız: HAYIR... Çünkü:


1- Temel mesajı sadece “cezalar artsın” olan bir talep suçu bireyselleştirir. Kadına ve çocuğa yönelik şiddetin toplumsal temellerini görünmezleştirir. Devletin bu toplumsal temelleri değiştirmek için politika üretmesi gerektiğini unutturur. Linç kültürünü beslemek, idam/hadım gibi insanlık dışı cezaların uygulanması için kamuoyunu hazırlamak, toplumsal bir sorunu tek tek “suçlu bireylere” indirgeyip sorumluluktan sıyrılmak gibi insanların ‘yüreklerinin soğumasını’ gerçek adaletin tesisine yeğ kılar.




2- İdam ve hadım talebi, kadına yönelik şiddeti de bu şiddetle mücadele etmeyi de “zalimlerin işi” haline getirir. Oysa kadına yönelik her türden şiddet kadınların eşitsizliği ve ezilmesine dayanan toplumsal yapının bir parçasıdır. Bu yüzden de politik bir meseledir.

3- Kadın cinayetlerine karşı mücadelede davalar elbette önemlidir. Ancak davalar kadına yönelik şiddetle mücadelede bir araç olmaktan çıkıp ‘amaç’ haline geldiğinde o zaman ‘ceza’ en büyük talep olur, adalet bir ‘intikam’ meselesine indirgenir. Oysa kadına ve çocuklara yönelik suçlarla mücadele ‘intikam’la olmaz. Devletin bu suçları cesaretlendirecek açıklamalar yapmaması ile olur. Devletin kadınların ve çocukların şiddete uğrayacakları koşulların ortadan kaldırılması için sürekli mücadele etmesiyle olur. Devletin, kadınlara ve çocuklara karşı işlenen suçları meşru gösteren geri fikirlerle mücadele etmesiyle olur.

4- Şiddete karşı mücadeleyi suç ve ceza ikilemine sıkıştırmak kadın cinayetlerinin altında yatan ataerkil sistemi, şiddetin yapısal nedenlerini, devletin sorumluluğunu, bütüncül politikaların eksikliğini, kadınların güçlendirilmesini, yargının cinsiyetçi bakış açısını pek çok şeyi perdeler.

5- Hadım cezası istemek demek şunu söylemektir: “tecavüz ve tüm cinsel saldırının temelinde erkeklerin cinsel haz arzusu vardır”, “bazı erkekler kendilerini tutamaz, hastalıklı, sapık erkeklerin devlet eliyle bedenlerine müdahale edilmesi gerekir”. Hadım cezası istemek, cinsel suçları işleyenleri ‘hasta’ görmek demektir. Oysa bu, doğru değildir. Tecavüz ve cinsel saldırı kadın-erkek arasındaki güç eşitsizliklerinden bağımsız düşünülemez.

6- İdam istemek demek ‘kısasa kısas’ hukukunun işlemesi demektir. Devlete bireyin yaşamını elinden alma hakkını verir, idam cezası adalet sistemini öç alma ve şiddet uygulama üzerinden kurar. Bütün araştırmalar ortaya koymakta ki idam cezasının olduğu ülkelerde cinsel şiddet ve cinayetlerde azalma olmuyor. İdam cezasının olduğu Hindistan, Afganistan, Pakistan, Suudi Arabistan, Irak, İran gibi ülkelerde tecavüz oldukça yaygın. Demek ki idam öne sürüldüğü gibi kadına karşı şiddetin önüne geçebilecek caydırıcılıkta değil. Üstelik Türkiye’de idam cezası olduğu süre içerisinde tek bir erkek tecavüz nedeniyle idam edilmedi. Bunun aksine 10’u aşkın kadın sadece erkek öldürdüğü için idam edildi.


7- İdam cezasının amaç dışı kullanımı ve suçu olanlardan ayrı suçsuz olanlarında yargılanacağı oldukça açıktır. Ve bunun sınırları hiç bir şekilde çizilemez ve devletin kendine tabi bir celladının olması oldukça korkunçtur. 

Açık ve net; kadın cinayetlerine karşı ilk talep “eşitlik”tir. Çünkü eşitlik yoksa, suç da ceza da hep ezileni eksiltir!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ÖĞRETİM BASAMAKLARINA GÖRE REHBERLİK TÜRLERİ

ÖĞRETİM BASAMAKLARINA GÖRE REHBERLİK TÜRLERİ 1-Okul öncesi eğitimde rehberlik 2-İlköğretimde rehberlik 3-Orta öğretimde rehberlik 4-Yüksek öğretimde rehberlik Eğitim sistemleri çeşitli öğretim kademelerinden oluşur. İlk, orta ve yükseköğretim kurumları başlıca öğretim kademeleridir. Rehberlik uygulamalarında gerek ülkemizde gerekse batı ülkelerinde uygulamaların diğer öğretim kademelerine oranla ortaöğretim kademesinde daha yaygın ve yoğun düzeye eriştiği görülmektedir. Bu sonuç okulların ve öğrencilerin özellikleri bakımından psikolojik danışma ve rehberlik hizmetlerin en çok ihtiyaç duyulan öğretim kademesinin orta öğretim olduğuna dikkati çekmektedir. Genel olarak hangi eğitim basamağında verilirse verilsin rehberlik hizmetlerinin amaç ve genel ilkeleri değişmez ancak bu genel amaç içinde yer alan alt ve özel amaçlar ve bunları gerçekleştirmede uygulanacak programlar, seçilen etkinlikler kullanılacak teknik ve yöntemler değişebilir. Bu bakış açısına göre farklı ...

PROBLEM ALANLARINA GÖRE REHBERLİK TÜRLERİ

PROBLEM ALANLARINA GÖRE REHBERLİK TÜRLERİ 1.Eğitsel Rehberlik 2.Mesleki Rehberlik 3.Kişilik Rehberliği Bireyin büyümesinde ve gelişmesinde karşılaştığı sorunları ve problemleri,rehberlikle ilişkili gereksinimleri bakımından 3 ana başlık altında toplamak olasıdır. Bilindiği gibi rehberlik,okullarda bütün öğrencilere yardım götürmeye dönüp,yalnız problemli öğrencileri ele almaz.Bu bakımdan Rehberliği öğrencilerin problemlerine göre çeşitlere ayırmak yoluna gidilmiştir.16 Rehberlik hizmetleri başlangıçta okullarda okuyan gençlerin mesleğe yönelme ve meslek seçme sorunları ile eğitsel sorunların birbiriyle iç içe olduğu görülmüş;böylece rehberlik hizmetlerinde mesleki rehberlik çalışmalarının yanı sıra eğitsel rehberlik çalışmaları da önemli bir yer almaya başlamıştır.Kişisel rehberlik boyutu ise,çağdaş rehberlik uygulamalarının oldukça yeni bir boyutudur.Demokrasi anlayışındaki gelişmeler ve demokraside bireye verilen değer,psikolojik danışma ve rehberlik hizmetlerinde ...

ÇOCUKTA MAHREMİYET EĞİTİMİ

Mahremiyet eğitimi, cinsel eğitimden daha kapsamlı bir kavramdır. Cinsel eğitim, çocuğun kendi cinselliğini tanıması, gelişim sürecinde cinsellikle ilgili yaşayacağı fiziksel ve duygusal farklılıkları öğrenmesi yanında, anne babasına sorduğu cinsellikle ilgili soru ve cevapları kapsar. Mahremiyet eğitimi ise cinsel bilgilerin yanında daha çok kendisinin ve diğer insanlarının özelinin/özel alanının farkına varması, sosyal hayatın içinde kendi özel alanını koruması, diğer insanların özeline saygı duyması, kendisi ile çevresi arasında sağlıklı sınırlar koyması gibi bilgileri içerir. Mahremiyet eğitimi anne baba tarafından verilir. Bu eğitimin verilmesi çocuğun ruhsal ve cinsel açıdan korunması adına çok önemlidir. Çocuğa mahremiyet eğitimi verirken aşağıda belirtilen konulara dikkat etmekte fayda vardır. 1.Adım: Özel Alan Tanımlama Çocuğun kendi mahremini, özel alanını koruyabilmesi için öncelikle bu alanı çocuğa tanımlamak gerekir. Vücudun kişiye özel olan bölgeleri, bu bölgelerin g...